Beni Pendik Burnunda vuracaklar,
O ağacın altına düşeceğim ansızın,
Boylu boyunca
Alnımdan kanlar akacak;
Ak ak, kara kara.
Oysa; İstanbul yine eski İstanbul,
Yaşantısında bir değişme olmayacak
Galata köprüsünden yine insanlar gelip geçecek.
Vapurlar her zamanki gibi dolup taşacak.
O kaderin tekme attığı,
Kendilerini parayla satan kadınların bulunduğu
Genelevlere şehvet yüklü erkeklerin
Biri inecek, biri çıkacak.
Beyoğlu’nda bir kulüpte, koca göbekli bir milyoner
Banko yüzbin oynayacak.
Eyüpsultan’da bir dilenci ak sakallı, piryan
Üç-beş kuruş için avuç açacak.
Topkapı sarayında turistler
O muhteşem güzelliğe hayran kalacak.
Radyoda sevdiğim bir sanatkar
Güzel şarkılar okuyacak,
Karacaahmet’te öksüz bir çocuk
Anasının mezarı başında ağlayacak
Dertliler doktora,
Sağlamlar sinemaya, gazinoya, bara koşaçak
Ölülerse toprak altına konacak,
Çaresiz.
O Pendik Burnundan,
Aha: benim cansız vücudumun yanından
Gözlerinde rimel,
Tırnaklarında oje olan
Ve, Tanrı’nın varlıgına inanmayan
Kadınlar geçecek.
O çok güzel,
O paraya çok düşkün,
Oysa; fakir fukaraya küskün olan kadınlar.
Bir ara gözlerimi açacağım zar zor
Son göz açışım olacak.
Taa! uzaklarda ak yazmalı anamı göreceğim,
Bir kundura boyacısına beni soracak.
O buram buram gurbet kokan boyacı
Anama her şeyi anlatacak.
Gerçek ve acı.
Anamın elleri akpak,
Anamın yüregi tertemiz
Bana doğru koşacak, koşacak.
Bu da O’nun son koşması olacak,
O buram buram sevda ve elem kokan
Pendik burnunun taşları üstüne
Düşüp kalacak.
Pendik yine aynı Pendik,
Ben ölmüşüm, anam ölmüş ne fark eder,
Abdullah’ın meyhanesi tıklım tıklım
Kimi karnını doyurur, kimi kafayı çeker
Kimi cami avlusunda, sırtında kazma kürek,
İş bekler,
İşte böyle dostum,
Ne haber?
Beni Pendik burnunda vuracaklar,
O ağacın altına düşeceğim ansızın
Boylu boyunca,
Alnımdan kanlar akacak
Oluk oluk
Ve, seni deli divane sevdigimi söyleyecek,
Ağzımdan çıkan son soluk!
YIKINTI
Şiir Kitabı
Hazan Yayınları
Polatlı 1970